Künye

Emre Erdur

Çizim yapmaya çok küçük yaşlarda başladım, rahmetli dedem renkli kağıtlardan hayvan modelleri keserdi, bunları yaparken ansiklopedilerde ki fotoğrafların üstünden kopya çıkarırdık, sonra onları albüm gibi resim defterine yapıştırır ve aynısı resmetmeye çalışırdım, bununla da kalmazdık, o zamanlarda bizleri cezbeden popüler filimler ve hikaye karakterleri ilham kaynağımızdı, ve onları tekrar tekrar çiziyorduk.

Okul yıllarında aldığımız sanat eğitimleri bizlere yeterli gelemiyordu, o yüzden gelişmemiz diğer yetenekli arkadaşlarımızla ve ağabeylerimizle birlikte çalışmalarımız ve yaptığımız profesyonel işler doğrultusunda arttı, insan anatomisi genellikle kendiliğinden oturmaya başlıyor, ama hayvan anatomisini kitaplardan bakıp çizmek her ne kadar sizleri geliştirse de, canlı modellerden ve anatomiyi bilen uzmanların açıklamaları olmadan çizdikleriniz yeterinde kuvvetli olamıyor. İlk Atlas dergisinde Hun posterini çizerken canlı at anatomileri gerekti, elimden geldiğince referans topladım, ama dörtnala koşan atlar üstünde yaylarıyla geriye oklar atan savaşçıları kolay kolay bulamıyorsunuz, o zaman yapabileceğimiz sadece filimlerden atlı sahneleri dikkatli izleyip canlılıklarını resmetmeye çalışmaktı, bir arkadaşımda koltuk üstünde geriye dönüp ok atan hareketler yapıp poz veriyordu, sonra bunları hayalden birleştirmiştik.

Bu çalışmada ise hem gerçek modelden hemde at anatomisini iyi bilen ağabeylerimiz sayesinde Tulparın neredeyse tüm hareketlerini bire bir gözlemleyerek çalıştık. Projenin yapım kararı kesinleşince Kerem Alptemoçinin yaptığı ilk iş bizleri ata bindirmek oldu, atın üstünde bambaşka gözüküyor dünya, daha sonra bir kaç kere tımar yapılışlarını detaylı bir biçimde seyrettik ve her hareketi fotoğraflamaya çalıştık, ahırlarda ve veteriner ofislerinde zaman geçirdik. Bu tecrübeleri yaşamadan kitaptaki havayı yakalayamazdık, orijinal Tulparımızın da ayrı bir karakter oluşu işimizi kolaylaştırdı diyebiliriz, fotoğraf çekimlerinde ihtiyacımızdan fazla hareket ve oyun yapması, bizi şaşırtan tepkiler vermesinin yanında Kerem Alptemoçin'in bu atı nasıl bulduğu ise bambaşka bir hikaye konusu, kısmet olursa siz değerli okuyucularımızla bir gün paylaşırız.

Emre Erdur